Çığlık…
Sevinç Gizem Bozkurt

Sevinç Gizem Bozkurt

Çığlık…

30 Haziran 2021 - 19:57 - Güncelleme: 30 Haziran 2021 - 20:04

Günlerdir gerek haber kanallarında gerek sosyal medya mecralarında sür manşet servis edilen, Antalya’daki iki masum çocuğun yaşadığı dehşeti büyük bir nefretle, kalbimde sancı ve boğazımda koskoca bir düğümle seyrediyorum. Yaşananlar elbette çok ağır, bu kötülük bir de bu dünyada güveni ve sevgiyi temsil eden anneden geliyorsa, kalan ömür hep acı ve kederle geçecek bir tamir atölyesi…

 

İki gündür, gündemde olan konuya ilişkin yapılan yorumları okuyorum. Yine sistemi, adaleti, yargıyı ve cezaların yetersizliğini konuşuyoruz. Gözlerim dolarak, içim acıyarak,  herkes gibi ben de bozuk düzene isyan ediyorum. Ancak en çok da ‘’ben neler yapabilirim’’ i düşünüyorum. Çünkü biliyorum ki topluluk olarak adım atabilmekten daha kolay ve hızlıdır,  bireysel harekete geçmek.

 

Araştırmalarım, deneyimlerim ve gözlemlerim sonucu şunu açık bir şekilde söyleyebilirim ‘çocuk düşüncesine ve hislerine pek de önem vermeyen, her fırsatta icat çıkarmamasını, çok konuşmamasını, odasına gidip oynamasını tembihlediğimiz ve bunu uzun soluklu yaptığımızda da ‘sindirdiğimiz’ çocuklarımız var bizim. Ellerimizle özgüvensiz, pısırık, içe kapanık çocuklar yetiştiriyoruz, sonra da yaşadıkları vahşeti dahi dile getiremeyen insanlara dönüştürüyoruz.

 

Değiştirmemiz gereken ilk şey ‘ çocuğa bakışımız’. Doğdukları andan itibaren bizim uzantımız değil, farklı bireyler olduklarını ve onların sahibi değil, emanetçisiyiz bilinciyle hareket edeceğiz. Onları çok seveceğiz evet ama daha çok saygı duyacağız. 

 

İkincisi, çocuklara konuşma hakkı tanıyacağız; çekirdek aile düzeninden başlayarak onların da fikir beyan etmelerini teşvik edeceğiz. Evde, okulda veya dışarıda yaşadığı herhangi bir olayda önce ‘çocuğu’ dinleyeceğiz. Önyargılarımızdan sıyrılıp hislerini anlamaya çalışacağız. Toplumsal olarak kronik problemimiz olan ‘hayır’ diyebilmeyi öğreteceğiz.

 

Üçüncüsü, ‘onlara arkadaş değil anne- baba’ olacağız. Kendi kişisel dertlerimizi, eksikliklerimizi bir dosta anlatır gibi anlatıp, omuzlarına taşıyamayacakları yükler yüklemeyeceğiz. Biz çocuklarımızın sorunlarını dinleyecek, anlayışlı olacak fikirler sunacağız. İyi bir sırdaş olacağız, sorunlarımızı anlayabilecekleri cümlelerle ve hafiflikte paylaşabiliriz ama ötesi çocuk ruhlarına ağır gelecektir. (Yetişkin bir hanımın, keşke annem her sorununu bana anlatıp, daha küçücük yaşta beni dert sahibi yapmasaydı’ serzenişini hatırladım.)

 

 Dipçe: Dahası var, yetişkin olarak değil; çocuk yanımla söylüyorum. Değiştirmemiz, düzeltmemiz, güzelleştirmemiz gereken çok şey var. Yazıya başlarken konunun bu kadar dallanıp budaklanacağını, ne söylesem eksik kalacağını düşünmemiştim. Anlaşılan konunun yazısı seri hale dönüşecek. Bu da ayrı bir güzellik, bir kelime bir insanı nerelere götürüyor. 

Bu yazı 393 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Canan Betül Öpöz
    2 ay önce
    Kalemine sağlık, hislerime tercüman olunmuş bir yazı… Lakin keşke hiç yazmak zorunda hissetmeseydin bu aklımızın almadığı zalimlik hiç yaşanmasaydı :(
  • Sevinç Gizem Bozkurt
    2 ay önce
    Ah keşke… -

Son Yazılar