Çocuk, Çocukluk ve Oyun…
Sevinç Gizem Bozkurt

Sevinç Gizem Bozkurt

Çocuk, Çocukluk ve Oyun…

19 Mayıs 2021 - 15:07 - Güncelleme: 20 Mayıs 2021 - 17:08

Çocukluk dönemlerime dönüp baktığımda en mutlu olduğum, en unutamadığım, heyecan duyarak hatırladığım zamanlar, oyun oynamaktan yorgun düştüğüm anlardı. Oyuncaklar, kıyafetler, pahalı hediyeler gibi değeri maddiyatla ölçülen hiçbir şey yüreğime tesir etmedi. Geçmişte ailemle ve arkadaşlarımla neşeli olduğum her an, hatırladıkça hala yüzümde kocaman güller açtırıyor. Bu mutluluğumdaki en büyük etkense şüphesiz güvenli alanda hissetmem ve süresiz oyunlar oynamamdı. O günlerde kahvaltıyı yapar yapmaz soluğu sokakta alırdık. Arkadaşlarla oyun oynamaya öyle kaptırırdık ki kendimizi, eve dönüş saatini ancak akşam ezanı sesiyle hatırlardık. Zamanın hızlı, eğlenceli, kaygısız geçtiği günlerdi.

Okul hayatıyla birlikte birden büyüdük adeta. Dersler, okumalar, sınavlar, akademik başarı kaygısı derken oyunlara eskisi gibi fırsat bulamaz olduk. 6 yaşında oyun çocuğu olarak görülürken, birinci sınıfa başlayınca, sadece bir yaş alarak nasıl oyun çağından sıyrıldık, anlam veremiyorum. Gerçi 90’lı yıllarla şimdiyi kıyaslayacak olursak, kendi çocuklarımız için daha çok üzülüyorum. Başarı beklentisi ilkokul dönemlerinden 3-4 yaşlara kadar geriledi. Ebeveynler çocukları bir an önce matematiği, okuma yazmayı, fenni öğrensin istiyor ve bu doğrultuda eğitimler aldırmaya gayret ediyor böylece çocukluk dönemi eskisinden çok daha kısa sürüyor.

Oyun annenin gebelik döneminde başlıyor ve her insan için bir ömür ihtiyaç olarak varlığını sürdürüyor.  Henüz anne karnındaki bebeğe söylenen ninniler, şarkılar ve edilen dualar da anne bebek bağını güçlendiren oyunlardan. Doğumla birlikte yakın temasın kurulması, ona renkli parlak cisimler göstermek, toplar yuvarlamak, aynada yansımasını göstermek, kuklalarla seslendirmeler yapmak ve yaş ilerledikçe ilginin arttığı bisiklet veya paten sürme, evcilik, çelik çomak, saklambaç gibi oyunlar hemen her çocuk tarafındançok seviliyor.

Oyun çocuğun işidir diyen Maria Montessori basit gibi görünen ancak düşününce derinliği kavranabilen böyle tesirli bir sözü, ta1930’larda zikretmiş ve bu söz üzerine şimdilerde çok yaygın olan bir eğitim kuramı kurmuş. Bu kuram oyunun fiziksel, bilişsel, ruhsal birçok faydasının mevcut olduğu ve çocuğun dokunarak öğrenebildiği görüşüne dayanıyor. Biz ailelerin yaptığı hata işte bu noktada kendini gösteriyor. Başarıya odaklanıp oyundan küçük yaşta mahrum bıraktığımız çocuklar, aslında oyun oynayarak bilgiyidaha kısa sürede ve içselleştirerek öğreniyor. Edinilen bilgi böylece daha kalıcı hale geliyor. Ayrıca oyundan mahrum edilen çocuklar, zorlandıkları duyguları sağaltamadıkları için hırçınlaşıyor, davranış bozuklukları gösteriyor. Aileler çözümü bu kez de oyun terapistlerinde arıyor. Gelecek ve başarı hırsıyla oyundan alıkoyduğumuz çocukları yine oyunlar eşliğinde iyileştirmeye çalışıyoruz. Bu kısır döngü böylece sürüp gidiyor.Çözümse biz ailelerin bilinçlenmesi ve oyuna hak ettiği değeri göstermesi...

Çocuklara ve kendini çocuk hissedenlere ilgi alanlarına ve yeteneklerine uygun oyun alternatifleri sunmalı ve onların gerçekten oyun oynamalarına fırsat vermeliyiz. Ve bir şeyler öğrensinler istiyorsak da bunu yine oyunlarla destekleyerek, eğlence ve neşe içinde yapmalarını sağlamalıyız. Gün gelip yetişkinliğe eriştiklerinde, çocukluk dönemlerini neşeyle, munzurlukla ve huzurla hatırlasınlar.

Doğan Cüceloğlu’ nun da dediği gibi insanın anavatanı olan çocukluk bir kere yaşanıyor, bırakalım onların liderliğinde bizim eşliğimizde birlik içerisinde yaşansın.

Bu yazı 658 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar